Türkiye’de doğup global pazarlarda tanınan teknoloji yada mühendislik markalarımızın sayısı ne yazık ki oldukça az sayıda. Bu başarıya ulaşan şirketlerimizi de seminerlerde, toplantılarda ilham olması açısından paylaşıyoruz. 1984 yılında kurulan ELiAR, örnek gösterilen önemli firmalardan biri. Hollanda’da açtıkları deneyim ve Ar-Ge merkezi ile global oyuncu olmak iddiasını güçlendiren firmanın başarı hikayesini, proje ve hedeflerini EliAR Elektronik San. A.Ş. Satış & Pazarlama Lideri Ata Turgutalp ile konuştuk.
1- ELiAR markasının başarı hikayesini kısaca okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
ELiAR’ın hikayesi aslında bir otomasyon firmasının büyüme hikayesinden çok, bir mühendislik kültürünün olgunlaşma hikayesidir. Kurucularımızın 1984’te bir teknoloji start-up’ı olarak yola çıktığı günden bu yana ölçümün, kontrolün ve veri disiplininin peşinden gittik. Bununla birlikte, Türkiye’de doğmuş bir teknoloji şirketi olarak hiçbir zaman köklerimizden kopmadık fakat yerel üretici psikolojisiyle de hareket etmedik; hikayemizin başından beri küresel rekabeti referans aldık.
Bugün iki ana sektörde derinleşmiş durumdayız: tekstil ve cam. Tekstil tarafında özellikle yaş terbiye proseslerine, cam tarafında ise yüksek hassasiyetli proses kontrolü gerektiren harman hazırlama proseslerine yönelik endüstriyel otomasyon çözümleri geliştiriyoruz. Her iki sektörde de ortak payda şu: karmaşık prosesleri ölçülebilir, tekrarlanabilir ve optimize edilebilir hale getirmek.

Bizim için otomasyon, yalnızca bir PLC yazılımı ya da bir pano çözümü değil. Otomasyon; proses fiziğini, kimyasını ve işletme davranışını birlikte okuyabilme becerisidir. Bu nedenle endüstriyel kontrol cihazlarımız, dozajlama sistemlerimiz, akıllı sensörlerimiz ve yazılım altyapımız tekil ürünler olarak konumlandırılmaz, birbiriyle konuşan bir bütünün parçalarıdır.
Bu noktada, ELiAR’ın başarısının “ürün satma” refleksinden çok, “proses istikrarı sağlama” yaklaşımından geldiğini söyleyebilirz. Bu fark açıkçası bizi yıllar içinde güvenilir bir çözüm ortağına dönüştürdü.
2- Yakın zamanda Hollanda’da yeni bir deneyim ve Ar-Ge merkezi açılışı yaptınız. Nasıl bir büyüme stratejisi benimsiyorsunuz?
Hollanda’daki yapılanmamız bir şube açılışından ibaret değil; zihinsel bir eşik atlamasıdır. Bu vizyonla ELiAR BV’yi Avrupa’nın mühendislik ve inovasyon ekosistemiyle daha yakın temas kurmak için konumlandırdık, dolayısıyla amacımız bu yapı ile yalnızca satış yapmak değil, bilgi üretiminin merkezinde olmak.
Büyüme stratejimizi ise iki eksen üzerinde kurguluyoruz. İlki derinleşme; yani mevcut sektörlerimizde daha sofistike, daha veri odaklı ve daha yazılım ağırlıklı çözümler geliştirmek. İkincisi ise yatay genişleme; endüstriyel otomasyon kabiliyetimizi tekstil ve cam dışındaki seçili alanlara taşımak.
Bugün dünyada rekabet artık donanım üzerinden değil, veri üzerinden şekilleniyor. Biz de bu nedenle Hollanda yapılanmasını özellikle yazılım, veri analitiği ve dijital ürün pasaportu gibi yeni nesil başlıklarla ilişkilendiriyoruz. Geleceğin otomasyonu; yalnızca makineyi kontrol eden değil, kararı da besleyen bir yapıya evriliyor. Biz bu dönüşümün içinde olmak istiyoruz.
3- 2026 yılı için sektörlerle paylaşacağınız yeni ürün ve projelerden bahsedebilir misiniz?
2026 bizim için yazılım ve akıllı sensör teknolojileri yılı olacak diyebilirim. Örneğin tekstil sektöründe önde gelen TELESKOP platformumuzu klasik bir MES mantığından çıkarıp, karar destek üreten bir yapıya doğru taşıyoruz. Artık yalnızca “ne oldu?” sorusunu değil, “neden oldu?” ve “nasıl daha iyi olur?” sorularını cevaplayan sistemler üzerinde çalışıyoruz. Ayıca yine tekstil ıslak işlem proseslerinde kullanılan akıllı sensörlerimize bağlı enerji, su ve kimyasal verimliliğini artıran kontrol algoritmaları geliştiriyoruz.
İlaveten dijital ürün pasaportu ve sürdürülebilirlik raporlaması başlıklarında, üretim sahasındaki veriyi üst katmanlara taşıyacak projeler yürütüyoruz. Sanayinin artık yalnızca üretmesi değil, ürettiğini ispatlaması gereken bir döneme giriyoruz. ELiAR olarak biz bu noktada ölçüm altyapısını kuran oyuncu olmak istiyoruz.
4- Teknoloji geliştiren yerli bir şirket olarak hem kamudan hem de özel sektörden öncelikli beklentileriniz nelerdir?
Öncelikle şunun altını net çizmek isterim: ELiAR çatısı altında faaliyet gösteren ELİARGE, 24.07.2015 tarihinde 5746 Sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkındaki Kanun kapsamında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından resmen tescil edilmiş bir AR-GE merkezidir. Ancak biz bunu yalnızca bir “AR-GE merkezine sahip olmak” şeklinde tanımlamıyoruz. Biz, bir AR-GE merkezinin üzerine inşa edilmiş bir teknoloji şirketiyiz. Bu tarih bizim için idari bir kazanım değil; kurumsal hafızamızın ve mühendislik iddiamızın mihenk taşıdır.
Bununla birlikte, uzun yıllardır elektronik alanında Türkiye’de en fazla AR-GE harcaması yapan ilk 10 firma arasında yer alıyoruz. Fakat bunu bir sıralama başarısı olarak değil, doğal bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü ELiAR’ın rekabet gücü fiyat indirimlerinden değil, bilgi üretme kapasitesinden beslenir. Bizim işimiz yalnızca otomasyon ekipmanı üretmek değil; endüstriyel zeka geliştirmektir.
Ancak Türkiye’de teknolojiye bakışın hala yeterince stratejik olmadığını düşünüyorum. Otomasyon ve elektronik altyapı çoğu zaman bir maliyet kalemi gibi görülüyor. Oysa özellikle tekstil ve cam gibi enerji yoğun ve proses hassasiyeti yüksek sektörlerde otomasyon, doğrudan rekabet avantajı üreten bir kaldıraçtır. Uzun vadeli bakıldığında teknoloji pahalı değildir; pahalı olan, ölçümsüz ve kontrolsüz üretimdir.
Tabi kamu tarafına bakarsak, yüksek teknoloji geliştiren şirketlerin uluslararası pazarlara açılımında daha güçlü ve koordineli destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’nin bilgi ihraç eden bir ülke olabilmesi için finansman araçlarının, diplomatik temasların ve stratejik programların daha entegre çalışması gerektiğine inanıyorum.
Ayrıca kamu–sanayi–akademi iş birliği konusu son derece kıymetli. Fakat bu iş birliklerinin daha sonuç odaklı, daha performans ölçülebilir ve daha hızlı aksiyon alabilir yapılar haline gelmesi gerekiyor. Akademik bilgi ile sahadaki gerçek proses ihtiyaçları arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, teknoloji üretim hızımız o kadar artacaktır.
Özel sektörde ise zaman zaman “her şeyi kendimiz yapalım” yaklaşımıyla karşılaşıyoruz. Oysa bugün AB ülkelerine, Çin’e, Güney Kore’ye ya da Tayvan’a baktığınızda çok güçlü bir iş birliği kültürü görüyorsunuz. Kimse tüm teknolojiyi tek başına geliştirmeye çalışmıyor. Herkes uzmanlaştığı alanda derinleşiyor ve ekosistem içinde birbirini tamamlıyor. Gerçek rekabet gücü de buradan doğuyor.
Birlikte çalışmayı öğrenmek, teknolojiyi sahiplenmekten daha değerlidir. Çünkü günümüz endüstrisinde ölçek, hız ve uzmanlık tek bir şirketin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Birlikten gerçekten kuvvet doğuyor; bunu sistematik hale getirebildiğimiz ölçüde Türkiye’nin teknoloji hikayesi de büyüyecektir.
5- Okuyucularımıza son olarak neler söylemek istersiniz?
Sanayi artık sessiz bir dönüşümün içinde. Otomasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik kavramları ayrı başlıklar değil; aynı hikayenin farklı bölümleri.
ELiAR olarak biz kendimizi yalnızca bir ekipman üreticisi değil, endüstriyel zeka geliştiren bir yapı olarak konumluyoruz. Türkiye’den çıkan bir teknoloji markasının, Avrupa’da, Amerika’da, Asya’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında söz sahibi olabileceğini göstermek istiyoruz ve bu alanda ciddi çalışmalar yapıyoruz.
Sonuç olarak rekabet sertleşiyor ama fırsatlar da büyüyor. Doğru mühendislik, doğru veri ve doğru vizyon bir araya geldiğinde Türkiye’nin bu hikayeden güçlü çıkacağına inanıyorum.






























